Şimdi eğri oturalım doğru konuşalım; asfalttaki otonom araçları, şerit takip asistanlarını falan bir şekilde kabul ettik de iş arazide çamura, kayaya gelince işler değişiyor. "Otonom sürüş off-road’u öldürür mü?" sorusu bizim camiada son zamanlarda çok dönüyor. Kısa cevabı vereyim: Hiç sanmıyorum, hatta tam tersi olabilir.
Düşünsenize; hafta sonu gelmiş, bütün stresi arkamızda bırakıp dağlara vurmuşuz kendimizi. Lastik basınçlarını indirmişiz, önümüzde devasa bir çamur havuzu var. Şimdi bu noktada direksiyonu yapay zekaya bırakıp arkada kahve yudumlamak kimin hoşuna gider ki? Off-road’un bütün olayı zaten o direksiyonla boğuşmak, lastiğin nereye bastığını hissetmek, o milimetrik gaz tepkisini ayarlayabilmek. Eğer araç her şeyi kendi yapacaksa, lunaparktaki raylı trene binmekten ne farkı kalır? Biz o adrenalini, o "buradan çıkabilecek miyim?" belirsizliğini seviyoruz zaten. O yüzden elimiz ayağımız tuttuğu sürece direksiyonu tamamen bir robota teslim etmeyiz, orası kesin.
Ama madalyonun diğer yüzü de var. Bu teknoloji bizim düşmanımız değil, aslında çok iyi bir yol arkadaşımız olabilir. Mesela su geçişi yaparken suyun altındaki devasa kayayı önceden görüp bizi uyaran bir sensör fena mı olurdu? Ya da dik bir yan eğimde giderken "Aman abi, 2 derece daha yatarsan takla atıyoruz" diye milisaniyelik tork müdahalesi yapıp bizi kurtaran bir asistana kim hayır der? Bazen arazide öyle anlar oluyor ki, keşke yanımda görünmez bir yardımcı pilot olsaydı da şu açıyı benim yerime hesaplasaydı diyoruz. İşte otonom sistemler tam olarak bu işe yarayacak.
Yani korkacak bir şey yok. Teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin, o dik yokuşu kendi bileğinin hakkıyla tırmanıp zirveye ulaştığında, araçtan inip o manzaraya karşı içtiğin çayın tadını hiçbir yazılım senin yerine yaşayamaz. Otonom sürüş bu tutkuyu öldürmez; sadece işi batırdığımızda bizi pahalı sanayi masraflarından kurtaracak akıllı bir güvenlik ağı olur. Biz yine o "manuel" tuşuna basıp çamura dalmaya devam ederiz.
Düşünsenize; hafta sonu gelmiş, bütün stresi arkamızda bırakıp dağlara vurmuşuz kendimizi. Lastik basınçlarını indirmişiz, önümüzde devasa bir çamur havuzu var. Şimdi bu noktada direksiyonu yapay zekaya bırakıp arkada kahve yudumlamak kimin hoşuna gider ki? Off-road’un bütün olayı zaten o direksiyonla boğuşmak, lastiğin nereye bastığını hissetmek, o milimetrik gaz tepkisini ayarlayabilmek. Eğer araç her şeyi kendi yapacaksa, lunaparktaki raylı trene binmekten ne farkı kalır? Biz o adrenalini, o "buradan çıkabilecek miyim?" belirsizliğini seviyoruz zaten. O yüzden elimiz ayağımız tuttuğu sürece direksiyonu tamamen bir robota teslim etmeyiz, orası kesin.
Ama madalyonun diğer yüzü de var. Bu teknoloji bizim düşmanımız değil, aslında çok iyi bir yol arkadaşımız olabilir. Mesela su geçişi yaparken suyun altındaki devasa kayayı önceden görüp bizi uyaran bir sensör fena mı olurdu? Ya da dik bir yan eğimde giderken "Aman abi, 2 derece daha yatarsan takla atıyoruz" diye milisaniyelik tork müdahalesi yapıp bizi kurtaran bir asistana kim hayır der? Bazen arazide öyle anlar oluyor ki, keşke yanımda görünmez bir yardımcı pilot olsaydı da şu açıyı benim yerime hesaplasaydı diyoruz. İşte otonom sistemler tam olarak bu işe yarayacak.
Yani korkacak bir şey yok. Teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin, o dik yokuşu kendi bileğinin hakkıyla tırmanıp zirveye ulaştığında, araçtan inip o manzaraya karşı içtiğin çayın tadını hiçbir yazılım senin yerine yaşayamaz. Otonom sürüş bu tutkuyu öldürmez; sadece işi batırdığımızda bizi pahalı sanayi masraflarından kurtaracak akıllı bir güvenlik ağı olur. Biz yine o "manuel" tuşuna basıp çamura dalmaya devam ederiz.
Moderatör tarafında düzenlendi: